ebru okulu
marbling school

 

ebru sanatı / marbling art

firca / brush

tarak / comb

boya / paint

lale / tulip

battal / battal

gel-git / gel-git

kitre / gum

sanatcilar / artists

tarih / history

iletisim / contact

ev / home

artist: köksal çiftçi

hatip mehmet efendi için / for hatip mehmet efendi


kağıt üstüne hatip örneği  /  köksal çiftçi

Köksal Çiftçi / Argos Art Magazine / 1992

Rivayet ederler ki: Dersaadet'te kagir bir eve kıvılcım sıçrar. Yıl 1773'tür. Tez zamanda kara haber ulaşır Hatip Mehmet Efendi'ye.Başında sarığı, sırtında hırkası koşar gelir. Alevlerden içeri dalar. Yanar, ölür. Bir sanatçının eserlerini kurtarmak uğruna kendini ateşe attığının hazin  öyküsüdür  bu. O bir ebru sanatçısıdır,  sanat yaşamı da  ölümü kadar acılarla  doludur. Çilesi iğneyi suya indirmekle  başlar. XV. yy.'dan Hatip Mehmet  Efendi'ye gelene dek herkes ustasından  öğrendiği ile yetinmiş, ebru sanatını  "yozlaştırma" yoluna sapmamıştır. Bu  yüzdendir ki, kimsenin başı derde  girmemiştir sofularla. Sanki Hatip  Mehmet Efendi'nin iğnesi su üstündeki  boyaları çizmemiş, sanat efkarı umumiyesinin derisini yarmıştır. Bir  kızılca kıyamet, bir "suret yaptı, küfre  kaçtı" yaygarası. At kaçtı, torba düştü... "Suret" çizmek bir yerde bağışlanacak  çocukluktur denecek ya, gel gör ki Hatip  Mehmet Efendi üstüne üstlük bir imamdır.  Balığın başıdır. Hem Ayasofya'da imamlık  yap, hem de otur su üstüne "suret" çiz,  olacak iş mi? Ve de nerede görülmüş  sebepsiz yere kişioğlunun kendini bile  bile ateşe atıp yaktığı? Eden bulur  dünyası bu...
Hatip Mehmet Efendi'yi çok az insan bilir.  Eserlerinin neredeyse tümünün kendisi  ile beraber kül olup gittiğini de... Ebruya tutulmazdan önce ben de  tanımazdım Hatip Mehmet Efendi'yi,  eserlerinin başına gelenleri bilmezdim. Eski adıyla Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar  Yüksek Okulu mezunuyum.  "Suret" yapmak benim işim. Ne var ki "suret" zevkimde Picasso'nun kübizmi, Dali'nin sürrealizmi, Miro'nun çocuksu dünyası at koşturduğu halde, tekne başına oturduğumda "suret" yapmaktan  kendimi alamıyorum. Su üstüne figür yapmanın ne zor, ne  olanak dışı  bir iş olduğunu bilen bilir. Bu  zoru bir parça olsun başarıyor olmanın  verdiği hazzı yadsımıyorum. Ama bence işin en önemli yanı bendeki Hatip Mehmet Efendi etkisidir. Battal ebrusu yapmak niyetiyle otururum kimi kez iskemleme, su yüzüne boyaları serperim. Derken bir bakarım elim iğneye kaymış, şekil verir olmuşum renklere. Çoğu kez iradem dışına çıkar her şey.  Sağduyum bunun işe yoğunlaşma olduğunu söyler. Ama ben duygusallığıma inanırım: Aslında derim, Hatip Mehmet Efendi erken gelmiştir ya dünyaya, erken gidişi gibi; kuğular, su kuşları, baykuşlar, horozlar, ağaçlar, peyzajlar çizememiştir tedirginlikten, içinde ukte kalmıştır. Benim tekne başına geçtiğimi sezer, ruhu ayaklanır, sonra bileğimden tutar, iğneyi su üstünde yürütür.
Üstadın marifetine hayran kalırım.  Figür biter, hazretin uktesi tamam olur.Hatip Mehmet Efendi mutlu, ben dört köşe...Ebruya imza atmak için bir icazet gerekir, derler. Bunu edinmek de o denli kolay değildir. Derler ki gene, iyi bir usta ömrü boyunca ancak iki öğrenci yetiştirir, imza atma yetkisi anlamına da gelen bir icazetname düzenler, öğrencisini usta mertebesine getirdiğini sanat efkarı umimisine törenle beyan eder. Bugün ebru çeken insan sayısı pek fazladır. Çoğunun da icazetnamesi yoktur. Hepsi de eserlerinin altına imzasını koyar. İcazetnameli olanlar buna hiddetle karşı çıkarlar. Yani kısacası, dörtbaşı mamur bir kargaşa yaşanır. Kendimi bu kargaşanın dışında tutarım hep. Bilirim ki benim icazetnamem XVIII. yy.'da düzenlenmiştir,  Hatip Mehmet Efendi tarafından. Gönül rahatlığıyla imzamı koyarım eserlerimin altına.

Selam onun üzerine olsun..

Everything starts with a spark in a wooden house in Dersaadet, in 1773. Hatip Mehmet Efendi, who lives in that house and being also an artist of marbling, runs to the fire area as soon as he hears the bad news, throws himself directly into the flames and unfortunately burns with the house.  It has been a tragic story of an artist who lost his life within the attempt of saving his works.
He was a marbling artist, of whom his dead, as well as his art life is full of sorrow.
His tragedy starts when he put his needle into the water. From XVth. century up to Hatip Mehmet Efendi everbody had been content with what they learned from their masters, as they did not “degenerate” the art of marbling and that is why nobody had been toruble with sofus, strict observers of the principles of Islam. As if Hatip Mehmet Efendi’s needle did not draw the colors on the water, but it cut through the skins of of the art authorities of that period, when he started to draw the figures as it was accepted as a swear to Islamic values, understood as an atheist approach. Taking also into the consideration of the reality that Hatip Mehmet Efendi was an imam, praying leader in Hagia Sofia, it became much more impossible to forgive him. Therefore, his death within the flames had been considered as a divine punishment. Most of his works were burned in that fire with himself. Today, many people don’t have any idea about him. I did not know him either, I did not recognize his works up until I fell into love with the art of marbling. I was graduated from State School of Fine Arts. It is my job, I like figurative works which has been affected by Picasso’s cubism, Dali’s surrealism and Miro’s childish world. I can not take myself from drawing figures when I sit in front of my marbling tray.
Some people knows how it is difficult, almost impossible to draw figures onto the water. Here, I don’t deny the satisfaction of realizing something seemed impossible, but the impression of Hatip Mehmet Efendi has always been much powerful impact on my work. Most of the times I start with the idea if making Battal marbling, I sprinkle dyies down the water. Soon after, I find myself with the needle in my hand, shaping the colors. Then it is all out of my control. Instinctly I realize that it is the concentration time. Still, I prefer to base on my dreams: I belive that, Hatip Mehmet Efendi, as being early to come to this world, did not realize his dreams of drawing swans, water birds, owls, cocks, trees, landscapes; they all remained a bitter regret in his heart. I also belive that when I sit in front of my marbling tray he feels that I am somewhere there, his soul comes to life, then he puts his hand on my wrist, starts moving my neddle onto the water. Once again, I admire the master’s skill. At the time of the figure is done, the dream of Hatip Mehmet Efendi comes true. He becomes happy, and I become full of joy.
They say that signing a marbling work requires a permission from the masters, and it is not easy to obtain such permission. They again say that a competent master is able to train only two students during the period of his lifetime and gives them a permission, meaning an authorization for signing their works. Then he declares the mastership of these students to the others with a relative ceremony. Today, there are many people who is involved in marbling art, most of them having no permission. However, all put their signature on their works. The others, who have already permission from their masters have been always angry with this situation. In other words, there is an ongoing discussion in this field. I have always preferred to remain out of this discussions. Since, I know that my permission had been prepared in XVIII.th century, by Hatip Mehmet Efendi. That is why I put my signature on my works without any hesitation.

With all my regards to Hatip Mehmet Efendi...

 

tEPE / tOP